Prof. Dr. Yusuf Kurucu: Gediz içme suyu olarak kullanılamaz; hayvanlara verilmesi de mümkün değil
- manisaisciduragi

- 5 May
- 3 dakikada okunur
Gediz Nehri ve Yan Derelerinin Kirlilik İzleme Raporu'nda Gediz Nehri'nin Manisa sınırlarına kirli girdiği, su kalitesinin üçüncü sınıf olduğu, içme ve gıda amaçlı kullanılamayacağı belirtildi.

Ramis Sağlam
İzmir- Gediz Nehrinin kirliliği gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi (İZSU) ve Manisa Büyükşehir Belediyesi (MASKİ) verilerine dayanan Ocak ve Şubat 2026 tarihli "Gediz Nehri ve Yan Derelerinin Kirlilik İzleme Raporu" geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Raporun, nehrin sadece idari sınırlarla değil, ekosistem bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan İzmir ve Manisa Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu ile konuştuk.

Ciddi risk oluşturmaya devam ediyor
Raporda, Gediz Nehrindeki kirliliğin su kaynakları, tarım alanları ve İzmir Körfezi için ciddi risk oluşturduğu ve müdahale edilmezse telafisi olanaksız bir yola girilebileceği uyarısı yapılırken raporu değerlendiren Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Murat Dağı'ndan doğan Gediz Nehri'nin Manisa ve İzmir sınırlarında endüstriyel ve evsel atıklarla yoğun şekilde kirlendiğine dikkat çekti.
Raporda, gemi kaynaklı kirliliği dron taramalarıyla tespit ettiklerini belirten Kurucu, “Havzada yaygın ve kronik bir kirlilik yükünün bulunduğu, özellikle yan derelerden gelen evsel ve sanayi atıklarının kirliliği artırdığını tespit ettik. Kirlilik, Gediz Nehri'nin suladığı verimli tarım arazilerini ve yeraltı sularını tehdit etmektedir” dedi.
"Havza tek bir ekosistem olarak yönetilmeli"
Havzanın tek bir ekosistem olarak yönetilmesi gerektiğine dikkat çeken Kurucu, “Manisa ve İzmir'in ortak çalışması bu bütünlüğü sağlamak için kritik bir durumdur. Gediz Nehri ve yan derelerinde yapılan izleme faaliyetleri, kirliliğin yalnızca Körfez’i değil, tarımsal üretimi ve yer altı su kaynaklarını da etkileyebileceğini ortaya koydu. İZSU ile Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) tarafından yürütülen ortak çalışmada elde edilen veriler, kirliliğin çok yönlü ve birikimli bir yapıya sahip olduğunu gösterdi” diye konuştu.
"Aylık raporlama yapıyoruz"
Gediz Nehri’nde örneklemeleri her ayın ilk haftasında gerçekleştirdiklerini belirten Kurucu, “Gediz ana yatağı, Ağıl dere ve Nif Çayı dahil olmak üzere 23 noktadan, Manisa’da ise 36 noktadan numuneler alınıyor. Alınan numuneler düzenli olarak analiz ediliyor. İzmir’deki incelemeler TÜRKAK akreditasyonlu İZSU Halkapınar Laboratuvarı’nda, Manisa’daki analizler ise MASKİ laboratuvarında yapılıyor. Elde edilen veriler aylık raporlar halinde değerlendirilirken, İzmir ve Manisa verileri yıllık raporda bir araya getiriliyor. Bu çalışmalarla kirliliğin kaynağı ve etkileri detaylı şekilde tespit ediliyor. Gediz Nehri havzasında, özellikle İzmir sınırındaki Ağıldere ve Nif Çayı bölgelerinde kirlilik artışı gözlenmekte ve bu durum, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından takip edilmeye devam ediliyor” bilgisini paylaştı.
İç Körfezi de tehdit ediyor
Ağıl Dere hattının İzmir Körfezi ekosistemine olumsuzluklarını değerlendiren Kurucu, “1886'da yapılan müdahaleyle akış değiştirilmiş olsa da, eski yatağın hala aktif olduğunu ve Ağıl Dere hattı üzerinden kirli suyu iç körfeze taşıdığı biliniyor. Analizlerde gübre ve hayvancılık atıklarının yanı sıra alüminyum, kadmiyum, çinko ve demir gibi ağır metaller tespit edildi. 401 km uzunluğundaki Gediz Nehri, çıkış noktasında temiz olmasına rağmen geçtiği hat üzerindeki ilerledikçe kirlilik yükü de artıyor. Özellikle Emiralem Boğazı'ndan sonra risk en üst seviyeye çıkıyor. Bu durumda kurumlar arası iş birliğinin önemi karşımıza çıkıyor. Nehrin kaynağından denize kadar bütüncül olarak ele alınmasıyla çözüm üretmek olanaklı hale gelebilir.” dedi.
"Emiralem'den sonra kirlilik yükü artıyor"
Emiralem Boğazı’ndan sonra kirlilik yükünün arttığının altını çizen Prof. Dr. Kurucu, “Gediz Nehri’nin Manisa, Menemen ve Foça gibi tarım alanlarında sulama amacıyla kullanılması riski her geçen gün daha da arttırıyor. İzmir ile Manisa Büyükşehir Belediyelerinin ortak raporlarında belirttiğimiz gibi Gediz Nehri'ndeki kirliliğin Manisa, Menemen ve Foça hattındaki tarımsal üretim üzerinde kritik bir risk oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Çiftçilerin sulama suyuna bağlı verim kaybı ve toprak bozulması yaşadığını tespit ettik. Nehir suyunun tarımsal sulamada kullanılması, toprakta organik kirleticilerin ve ağır metallerin birikmesine yol açıyor. Menemen Ovası gibi verimli alanlarda toprak kalitesini düşürerek doğrudan verim kaybına neden olmaktadır” dedi.
Raporda ön plana çıkan öneriler:
Kirlilik sorunu sadece İzmir veya Manisa ile sınırlı olmayıp, Uşak ve Kütahya'yı da kapsayan havza bütünlüğü içinde (ekosistem yaklaşımı) ele alınmalıdır.
Tarım ve Orman Bakanlığı nitrat kirliliğine karşı acil önlem almalı. Sanayi-tarım çatışması son bulmalı. Çiftçinin daha çok üretmek ve geçinebilecek düzeyde kazanabilmesi için verimli üretmesi gerekiyor. Bunun için de kimyasal gübre kullanımını artırıyor. Hayvancılık tesisleri dağınık ve gübre yönetimi denetlenemiyor. Üreticiler gübre ve çiftlik sularını dere yataklarına bırakmamalıdır.
Organize sanayi bölgeleri ve münferit sanayi tesislerinden nehre yapılan kaçak deşarjlar sıkı denetim altına alınmalı, ağır yaptırımlar uygulanmalıdır.
Sanayi bölgelerinde ve belediyelerin atık su arıtma tesislerinde azot ve fosfor giderim kapasiteleri artırılmalı, ileri biyolojik arıtma sistemlerine geçilmelidir.
Yerel yönetimlerin (belediyelerin) çevre kirliliğine yönelik denetim ve ceza yetkileri artırılarak, Bakanlık ile koordineli çalışması sağlanmalıdır.
İZSU, MASKİ ve ilgili bakanlıkların (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı) verileri ortak bir platformda toplanarak denetimler sıkılaştırılmalıdır.
EVRENSEL




Yorumlar